Önsöz

Yenilenmiş Yedinci Basıma Önsöz

[vc_column_text]“Çocuğumla ilgili bir şeyi kaçırıyor muyum acaba?” “Eksik bir şey bırakıyor muyum?” soruları, şimdiki anne-babaların en yaygın endişelerinden biri olarak ortaya çıkıyor. Eğitim, beslenme, sağlık gibi konularda bir yandan dış uyaranlar diğer yandan da “doğallığa” yapılan vurgu arttıkça, ailelerin çocuklarını “en iyi/doğru” şekilde yetiştirmeye dair kaygıları katlanıyor. Bahsi geçen konularda küresel çapta müthiş bir algı yönetimi yapılıyor. En kapsamlı algı yönetimlerinden biri de çocuk eğitimi alanında ortaya çıkıyor. Başarı/sonuç odaklı, yarışma ve rekabet temelli eğitim sistemi, eğitimde algı yönetimini kolaylaştırıyor. Bunun sonucunda ebeveynler çocuklarının eğitimi konusunda paniğe kapılıp önlem almaya çalıştıkça çocuğun doğası daha fazla gözden kaçıyor ve daha çok hata yapma riski oluşuyor. Aileler en çok da çocuklarının IQ’su, notları ve bilgileri üzerinde duruyor ancak onların doğasını keşfetmekten uzaklaşıyor. Bir çocuk psikiyatra, psikoloğa gidecek kadar “sıkıntılı” hale gelmişse ancak o zaman çocuğun doğasına ve kişiliğine bağlı konular gündeme geliyor. Sonuçta maalesef kişilik daha fazla 10-12 yaş sonrası gündeme gelen bir kavram oluyor. Oysa öncesi katıksız olarak –kişiliği de temelde belirleyen- mizaç ve karakterle ilgili… Ebeveynler ezici çoğunluğu çocuklarının IQ sunu merak ediyor ama nedense mizaç ve karakteriyle ilgilenmiyor. Ancak araştırmalar çocuğun doğasını belirleyen bir kavram olan mizacın, IQ ya göre daha belirleyici bir faktör olduğunu gösteriyor. IQ puanı çok yüksek olan ancak mizaç olarak aceleci, sabırsız, maymun iştahlı, haz odaklı bir çocuk düşünün. Diğer taraftan sabırlı, dirayetli, disiplinli, yılmaz fakat ortalama bir IQ’ya sahip çocuk düşünün. Sizce hangisi yaşamda daha başarılı olur? Diğer yandan iki kardeşten birinin oldukça sıkı çalışan, düzenli biri, diğerinin ise sürekli takip gerektiren, zaman hatırlatmasına ihtiyaç duyan çocuklar olmasına şahitlik etmişsinizdir. Aynı ailede aynı sosyo-ekonomik-kültürel şartlarda yaşayan, aynı anne-baba tutumuna muhatap olan kardeşlerin ilerde çok farklı kişilikler ortaya koyabildiğini görmüşsünüzdür. Şartlar aynı olduğu halde ikizler bile niçin farklı birer kişilik geliştirirler? Burada öncelikli belirleyici faktör “mizaçtır”. Öyle ki, aynı anne-baba tutumu bile -demokratik veya otoriter tutum gibi- farklı mizaçtaki çocukları üzerinde farklı etki yaratır. Mesela sınır bekleyen çocuklarla, sınırdan hoşlanmayan çocuklar benzer ebeveyn tutumundan farklı etkilenirler. Bakıcısıyla veya annesiyle mizaç uyumsuzluğu yaşayan küçük çocuklarda görülen davranış problemleri de bu bağlamda dikkate değerdir. Çocuk yetiştirmede mizaç dikkate alındığında ise kişiliğin kendi doğası (mizaç) ekseninde sağlıklı gelişmesi mümkün oluyor ve işler, suyun aşağı doğru akması gibi kolaylaşıyor. Mizaca uygun bir yaklaşımla büyüyen bireyler, yaşamda daha mutlu-başarılı oluyorlar.

Ebeveynlerin çocuklarının mizacını bilmelerinin öneminin yanında oldukça hassas bir konu da anne-babanın kendi mizaçlarını tanımasıdır. Zira kendini tanımayan ebeveynler her gün ve yıllarca beraber oldukları çocuklarını nasıl etkilediklerini kavramakta güçlük çekebiliyor. Milton Erikson’un bir sözü var: “İnsanla karşılaşmayan hiçbir hayvanda nevroz görülmez”. Özellikle evcil hayvanlarda görülen kaşıntı, tik, alerji gibi bazı tepkiler “sahiplerinin” hayvanlara iyi niyetli ama doğalarını bozucu davranış biçiminden kaynaklanıyor. Ebeveynler çocuklarına doğal olarak evcil hayvanlarından daha fazla zaman ayırıyorlar. Ancak ebeveynler kendilerini tanımazlarsa doğal olarak çocuklara yönelik tutumlarının onlarda ne tür etkiler yaratacağını kestiremiyorlar. Bu nedenle anne-babaların ilk etkili çabası kendilerini ve birbirlerini tanıyıp, daha sonra çocuklarını tanımaya çaba göstermeleri oluyor. Çünkü “aile, bütüncül bir eko sistem”… “Su, şeker ve kolanın” veya “yağ, meyve suyu ve sodanın” karışmasındaki farklılıklar gibi anne-baba-çocuk etkileşimleri, mizaçlarına göre değişiklik gösteriyor. Bu noktada ebeveynler, kendi mizaçlarını tanımadan yalnızca çocuklarının yetenek, IQ gibi özelliklerine odaklandıkça, çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiğini belirleyen doğalarını/mizaçlarını çoğunlukla hesaba katmıyorlar. Elbette yaşamda yetenek ve zekâ çok önemli kavramlar. Fakat mizaç-karakter de yeteneğe verilen değeri, bu yeteneğin yaşam içinde ne kadar işlevsel olabileceğini, çocuğun sahip olduğu yetenek ve zekâyı ne yönde ortaya koyabileceğini belirlemede etkili oluyor. Dolayısıyla ailelerin çocuklarının IQ’su ile ilgilendikleri gibi mizacıyla ilgilenmeleri de çok kritik.

Sadece aileler açısından önemli değil bu konu; iş dünyası için de giderek önem kazanıyor. Dünyada da büyük kuruluşlar istihdam süreçlerinde artık sadece mezun olunan üniversiteye, diploma notuna değil; özel olarak söz konusu pozisyonun gerektirdiği yetkinliğe bakıyorlar. Bu yetkinliğin içinde mizaç ve kişilik özellikleri son derece önemli bir yer tutuyor. Tutkusu olan, yılmaz, sabırlı, ekip çalışmasına yatkın gençlerin -mezun olduğu üniversiteden bağımsız olarak- daha fazla iş bulma şansları olduğu açıkça görülüyor. Hem sağlıklı bir kişilik gelişimi açısından hem de iş yaşamının gereklilikleri bakımından mizaç konusu giderek önem kazanıyor. Esasında ABD gibi ülkelerde mizaç (temperament) kavramı bilimsel ve uygulamalı alanda çok merkezi bir değer taşıyor.  Çok ilginçtir ki Türkiye’de 10-12 yaşına kadar söz konusu olmayan kişilik kavramı; psikiyatri, psikoloji, eğitim alanlarında sıklıkla vurgulanırken özellikle ilkokul sona kadar çok önemli olan mizaç kavramı kısaca geçiştiriliyordu. Sevindirici bir gelişme olarak ise dünyadaki gelişmelere paralel bir biçimde Türkiye’de de mizaç kavramı artık daha geniş kitlelerin dikkatini çekmeye başlıyor. Öğretmenler, psikolojik sağaltımla ilgili uzmanlar ve ebeveynler, önümüzdeki süreçte mizaç konusuna çok daha fazla eğilecekler kanaati ve ümidindeyiz.

Ebeveyn Benim kitabı anne-babaların kendilerini, birbirlerini ve çocuklarını tanımaları ve onları “kendi doğasına uygun bir biçimde yaşamda mutlu ve başarılı bir birey olarak” yetiştirmeleri için yepyeni bir bakış açısı sunma amacı taşıyor. Artık “çocuklarınıza şöyle davranın, böyle davranmayın” türünden yapılan genellemelerin işlevsizliği ortada… Her bir çocuğun biricikliğini bilimsel, işlevsel ve doğal bir yaklaşımla ortaya koyan Dokuz Tip Mizaç Modeli, her ailenin yol haritası olma özelliği taşıyor. Bu bağlamda ailelere nokta atışı yararlı ve etkili öneriler sunan bir rehber olan Ebeveyn Benim’in yeni baskısının yararlı olması dileğiyle iyi okumalar diliyoruz.

 

Temmuz, 2018 / İstanbul

Dr. Ziya SELÇUK

Dr. Enver Demirel YILMAZ

[/vc_column_text]

Telefon: +90 (532) 061 47 17
Söğütözü Mahallesi, Söğütözü Caddesi. Koç Kuleleri B Blok Kat 5 No: 9
Çankaya/ANKARA